+ Yorum Gönder
Eğitim - Hikayeler Kategorilerinden 24 Kasım ile ilgili piyesler Makalesini Okumaktasınız.
  1. zeynep
    Yeni Üye



    24 Kasım ile ilgili piyesler






    Öğretmenler Günü İle İlgili Piyesler
    Öğretmenler Günü İle İlgili Piyes
    24 kasım ile ilgili piyesler
    Öğretmenler Günü Piyesleri

    24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ İLE İLGİLİ PİYES, SKEÇ



    OYNAYANLAR

    MURAT……

    CEZMİ……

    FEZA……
    AYŞE………





    OYUN YERİ VE MALZEME
    BİR OKUL BAHÇESİNDE HER HANGİ BİR KÖŞE



    Sahne 1

    "Murat ile Cezmi bahçe duvarının kenarında, ayaktadırlar."

    MURAT — Seni üzgün görüyorum. Ne düşünüyorsun?

    CEZMİ — Yaramı deşme şimdi.

    MURAT — Belki yardımım dokunur. Söyle haydi.

    CEZMİ Yardımın mı? Sanmam.

    MURAT — Sen anlat bakalım. Elbette bizim de bir düşüncemiz olabilir.

    CEZMİ — Neden bunun üzerinde duruyorsun, anlamıyorum. Üzgünüm, evet. Ama geçer.

    MURAT — Sen bilirsin. Arkadaşlar arasında saklı bir şeyler olmaz bilirdim. Demek yanılmışım. CEZMİ — Peki, peki, anlatacağım.

    MURAT Bak şimdi uslu çocuğa benzedin.

    CEZMİ — Alay edeceksen anlatmayayım.

    MURAT Sen şakadan anlamaz mısın? Haydi anlat. (Cezmi yere oturur. Ayaklarını uzatır.)

    CEZMİ — Biliyorsun bu yıl benim aynı sınıfta ikinci yılım. Tarih dersinden kırığım var. Eğer bu yıl da sınıfta kalırsam kovulurum. Babam beni evden kovar.

    MURAT— Bunu biliyorsun. O halde sen de çalış.

    CEZMİ — Çalışabilsem iyi. Ama Tarih konulan aklıma girmiyor. Hemen unutuyorum.

    MURAT — Peki, benden nasıl bir yardım istiyorsun?

    CEZMİ — Son yazılı yoklama kâğıdımı, öğretmen görmeden değiştireceğim.

    MURAT — Değiştirecek misin?

    CEZMİ — Evet, sorulan biliyorum. Kitaptan doğrularını yazıp ötekinin yerine koyacağım.

    MURAT — Sen şaşırdın galiba. Bunu yaptığını farz edelim. Öğretmen farkına varmayacak mı?

    CEZMİ — Varmaz. Yetmiş kişilik sınıf. Nereden anlayacak?

    MURAT Ya yakalanırsan?Bu senin sonun demektir.

    CEZMİ — Sınıfta kalırsam da sonum olmayacak mı?

    MURAT— Elinde bir şans var. Çalışıp kazanmak, başarılı olmak. Neden bu yolu denemiyorsun?

    CEZMİ Tarih konulan aklımda kalmıyor, anlamadın mı? Unutuyorum.

    MURAT — Ben neden unutmuyorum? Seninki boş söz. İstersen unutmazsın.

    CEZMİ — Bana yardım edecek misin, etmeyecek misin?

    MURAT — Benden istediğin nedir?

    CEZMİ — Ben öğretmeni sınıftan dışarı çağıracağım. Sen gizlice sınıfa girip kâğıdı değiştireceksin.

    MURAT — Ben? Ben kâğıdı değiştireceğim, öyle mi? Sen aklını kaybetmişsin.

    CEZMİ — Yani yapamayacağını söylemek istiyorsun.

    MURAT Tam üstüne bastın. Yapamayacağım.

    CEZMİ — Ben de seni arkadaş bilirdim.

    MURAT Yine öyle bil. İyi arkadaş seni tehlikeye atmayan kişidir. Seni kötü sonlardan korumak istiyorum. Bunun için bu düşüncene katılmıyorum.

    CEZMİ — Aklına başka çıkar yol geliyor mu?

    MURAT — Otur, aç kitabı, oku.

    CEZMİ — İyi ama verdiğim boş yazılı kâğıdım ne olacak? Sıfır alacağım. Bunu düzeltmeme imkan yok artık.

    MURAT — Öğretmenle konuşsan.

    CEZMİ — Ne söyleyeceğim?

    MURAT — Anlat durumunu. Dinler seni. Belki de sana nasıl davranacağını anlatır. Kısa konulardan sınav yapar. Ne bileyim, her halde bir yol bulur çalışman için.

    CEZMİ — Hayır, aklıma koydum. Kâğıdımı değiştirmekten başka çarem yok. Sonuca katlanacağım.

    MURAT — Farzet ki kağıdın on aldı. Sonra? Başka yoklama olmayacak mı? Derse kalkıp sözlü olarak yoklanmayacak mısın? Bu on numarayı nasıl aldığını sormayacak mı? Ne diyeceksin? CEZMİ — Ben bir on alayım, yeter. Ortalama beş olur.

    MURAT Kendini kandırma. Bu yol çıkar yol değil.

    CEZMİ — Öyle ise unut yardım istediğimi.

    MURAT — Korkma. Kimseye söylemem. Ama böyle bir suça da âlet olmam. Kusura bakma.

    "Feza girer.”



    Sahne 2

    FEZA — Ne konuşuyorsunuz?

    MURAT — Öteden beriden. Ne olacak?

    FEZA — Cezmi'nin neden suratı asık? Bir şey mi oldu?

    CEZMİ Yok bir şey. Can sıkıntısı, o kadar.

    FEZA — Canın bir şeye sıkılmış, belli. Anlatmayacak mısın?

    "Murat ile Cezmi birbirine bakar."

    CEZMİ — Önemli değil. Anlatmaya değmez.

    MURAT — Öğrencilik yaşamında her şey olur. Bazan yazılıdan kırık not alınabilir. Bu demek değildir ki dünyanın sonudur.

    FEZA — Tarih dersinden mi söz ediyordunuz yoksa?

    "Murat ile Cezmi susarlar."

    Anlıyorum. Ben de boş verdim kâğıdımı. Baksanıza, üzülüyor muyum? Daha çok yoklama olacağız. Düzeltmek elimde. Bir sıkı çalıştımmı en iyi notlan alırım. Bu kadar basit.

    MURAT Ben de öyle söylüyorum. Ama dinlemiyor.

    CEZMİ — Madem açıldı, söyleyeyim. Ben o yazılı kâğıdımı değiştirip yerine doğru yanıtlanmış kâğıdı koyacağım.

    FEZA — Olur mu dersin? Yapabilir misin?

    CEZMİ — Denemeye değer sanırım.

    MURAT Yanılıyorsunuz. Böyle başarı olmaz.

    FEZA — Peki, bu işi nasıl başaracağını sanıyorsun?

    CEZMİ — Biliyorsunuz, öğretmenimiz kâğıtları sınıfta, teneffüslerde inceler. Belki de şimdi yine oradadır. Kapıyı vurup gireceğim. Kâğıtları inceleyip incelemediğine bakarım. Bu arada Tarihten bir konuyu anlamadığımı söylerim. Onun hana anlatmasını isterim. Bu yeter bana. Çıkarım. O zaman birine gereksinmem olacak.

    FEZA — Neden?

    CEZMİ — Bayılıp düşecek birine. Numaradan tabii. Koşup haber vereceğim.

    Hemen öğretmen dışarı çıkacak. Ben de o arada kâğıdımı değiştireceğim. Bu

    kadar basit.

    MURAT — O bayılan kişi ne olacak?

    CEZMİ — Ben de arkadan gelip revire kaldırmasına yardım edeceğim.

    MURAT — Demek deminden beri benden bu yardımı istemeye çalışıyordun.

    Şimdi anlıyorum.

    CEZMİ — Zor bir iş olmasa gerek.

    FEZA — Ya öğretmen bayılanın yalandan bayıldığını anlarsa?

    CEZMİ — Nasıl anlasın? Yüzüne azıcık san tebeşir boyası sürmesi yetecek.

    Revirde de numara yapmak zor bir şey mi? Bakarsın hemen iyileşiverir.

    MURAT -- Böyle bir şeye âlet olamam.

    FEZA — Ama düşün ki bir arkadaşının sınıf geçmesini sağlamış olacaksın.

    CEZMİ — Ben de bunu anlatmak istiyordum.

    MURAT — Buna siz sınıf geçmek mi dersiniz? Bu bir sahtekârlıktan başka bir

    şey değildir.

    CEZMİ — Ben sınıf geçeyim de ne olursa olsun.

    FEZA — Uzatma işi. Cezmi haklı. Onun derdi ikinci yıl da sınıfta kalmamak,anladın mı?

    "Ayşe girer."



    Sahne 3

    AYŞE — Duydunuz mu?

    CEZMİ — Neyi duyduk mu?

    AYŞE — Yarın okulumuzda bir tören var.

    MURAT — Tören mi? Ne töreni?

    AYŞE — Yarın 24 Kasım. Anlamadınız mı?

    CEZMİ — 24 Kasımda ne olmuş?

    FEZA — Yarın öğretmenler günü.

    CEZMİ — Öğretmenler günü mü kutlanacak?

    AYŞE — Evet... Öğretmenlerimizin günü kutlanacak. İçimizden birinin konuşması gerekiyormuş. MURAT Bunu kimden duydun.

    AYŞE — Öğretmenimizden. Biraz önce onunla konuşuyordum. Dahası var.

    FEZA — Dahası da ne demek?

    MURAT — Haydi çabuk anlat Ayşe.

    AYŞE — Bu günün şerefine iyi gitmeyen Tarih sınavını yapmamış sayacak.

    CEZMİ — Ne diyorsun? Yaşadık desene.

    FEZA — Şu işe bak.

    MURAT — Şans diye buna derim.

    AYŞE — Bir şey daha ekleyeyim mi?

    MURAT — Umarım bu da onun kadar güzel haberdir.

    AYŞE — Bu haber Cezmi'yi ilgilendiriyor.

    CEZMİ — Beni mi? Boş kağıdım için beni çağırmış olmasın?

    AYŞE — Hayır. Onun için değil.

    FEZA — Ya ne için çağırıyor?

    AYŞE — Yarınki törende, yani öğretmenler gününde çocuklar adına konuşmayı Cezmi yapacak. MURAT — Cezmi mi?

    CEZMİ — İnanmam.

    FEZA — Şu işe bakın.

    AYŞE — Neden şaştınız? Sınıfta edebiyat bilgisi en iyi onun. En güzel o konuşur. Bakmayın tarih dersini sevmez ama, şiirlerini de biliyoruz.

    CEZMÎ — Yoksa bunu öğretmene sen mi söyledin?

    AYŞE — Ben mi söyledim? Bunu da nereden çıkardın? Öğretmen söyledi bunları.

    CEZMİ — Gerçekten mi? inanamıyorum.

    MURAT — Gördün mü? Sen aklından neleri geçiriyorsun? Öğretmen senin için ne güzel şeyler düşünüyor.

    FEZA — Böyle bir öğretmen az bulunur.

    AYŞE — Size katılıyorum. Öğretmenimizin elleri öpülecek öğretmen.

    FEZA — Peki yarınki tören için bizim katkımız ne olabilir?

    MURAT — Evet, bizim de bir şeyler yapmamız gerekmez mi?

    CEZMİ — Ben bir şiir yazarım.

    AYŞE — Ben de öğretmenimize bir demet gül getiririm.

    MURAT — Sınıf arkadaşlarından para toplar, öğretmenimize bir güzel dolmakalem armağan ederiz.

    FEZA — Bizim sınıfta güzel gitar çalan Seyfı'den bir konser vermesini isteriz.

    AYŞE — Neden onun yanında bir sınıf korosunun konserini sunmuyoruz?

    MURAT Yarına kadar bütün bunlar nasıl olacak?

    CEZMİ — Benim şiirim hazır demektir.

    AYŞE — Ben de gülleri getirebilirim.

    MURAT — Şimdi gider Seyfi'yi bulur, konser için hazırlanmasını isterim.

    FEZA — Bana da koroyu toplamak kalıyor. Biz zaten hazırız demektir. Çünkü son provamızı dün yapmıştık.

    AYŞE — Neden öğretmenler günü için bir skeç yapmıyoruz?

    MURAT — Skeç mi? Onu nereden bulacağız?

    AYŞE — Müzik öğretmenimizden isteriz. Biliyorsunuz Semahat öğretmen iyi bir müzisyen ve iyi bir yazardır.

    FEZA — Müzikli bir oyun mu demek istiyorsun?

    AYŞE — Bak, bu daha iyi. Belki Semahat öğretmen için bu çok kolay olabilir.

    CEZMİ — Sen neden gidip konuşmuyorsun?

    AYŞE — Bu isi bana bırakın. Ben gidip bu gece konuşurum. Yarın üç kişilik küçük bir müzikli oyunu sahneye bile koyabilir.

    MURAT --Bu mümkün mü? Bir gecede bütün bunlar nasıl olabilir?

    AYŞE — Bizden istemesi. Mümkün olamazsa sağlık olsun. Biz bir kere isteyelim.

    MURAT — Okulda yapılacak tören programı nasıl acaba?

    AYŞE — O program saat onda başlayacak. Bizim kutlama programımız da akşam, salonda olur. Ne dersiniz?

    CEZMİ — Bak bu güzel fikir. Bizim programımız akşam olabilir.

    MURAT — Haydi bakalım herkes iş başına. Şimdi özetlersek: Ayşe, sen müzik öğretmeni ile görüşüp küçük müzikli oyunu sağlayacaksın. Ayrıca yarın öğretmenimize sunulacak gülleri getireceksin. Sen Cezmi, öğretmenimiz için bir şiir yazacak ve okuyacaksın. Sen Feza, Seyfi'den bir gitar konseri yapması için yardım m isteyeceksin. Ben de koroyu toplamaya çalışacağım.

    AYŞE — Güzel. Aklımıza başka bir şey gelirse yine bir araya gelelim. Toplanma yeri burası. Tamam mı?

    CEZMİ — Benim bir görevim daha varmış, yarınki okul töreninde konuşmak. Sizden yardım istiyorum. Ne söylememi istersiniz? Bana biraz fikir verin.

    AYŞE — Bir şey söyleyebilir miyim?

    CEZMİ — Tabiî. Söyle.

    AYŞE — Yarınki törende konuşacaksın. Konu, tüm öğretmenler. Bence, öğretmenlerimizin ne kadar büyük uğraş verdiklerini, bizleri yetiştirmek için nasıl Çalıştıklarını belirtmen iyi olur. Aynca, onların sadece öğreten bir kişi değil, aynı zamanda eğiten bir kişi olduklarını da eklemelisin.

    MURAT — Bana göre en önce söylenmesi gereken şey, yeryüzünde yalnız öğretmenin elleri öpülesi olduğudur. Anne, babadan sonra insana yön veren yalnız onlardır. Ben isterdim ki bütün öğretmenlerimiz bu günkü koşullardan daha iyi koşullar içinde yaşasınlar.

    Sonra, onların bizim için en candan birer arkadaş oldukları unutulmamalıdır. Bizi doğru yola yönelten, bize cesaret aşılayan onlardır. Bunları söylemen sanırım iyi olur.

    FEZA — Bana göre öğretmenin en güzel görevi bir ulusa şekil de vermektir. Bir ulus büyükse, uygarsa, çalışkan ve yaratıcı ise bunu öğretmenlerine borçludur.

    Güzel sanatlarda, edebiyatta, resim ve tiyartrodaki basanlarının kaynağı öğretmendir. Öğretmenleri çok iyi yetişmiş, yetişmesi için önüne bütün imkânlar konmuş olan uluslara ne mutlu!

    CEZMİ— Gerçekten hepinize teşekkür ederim. Bana güvenen tarih öğretmenime, bana bu görevi veren o büyük insana karşı utancımdan yere geçmiş gibiyim. Tarih dersinden geçmek için düşündüklerimden utanıyorum. Bu kadar bizi düşünen ve bizim yetişmemiz için gecesini gündüzüne katan bu yüce insanlardan özür diliyorum. Bunu yarınki konuşmada belirteceğim. Bundan böyle çalışmamak için bahaneler uydurmak yerine çalışmanın yollarını arayacağım.

    Sizlere gerçekten, beni uyardığınız için teşekkür ederim. Yarın benim için yeniden doğduğum bir gün olacak. Ve şunu da ekliyorum. Yarından sonra bütün gücümle çalışacak ve ileride öğretmen olacağım. Bunu ilk kez burada size haykırıyorum. Bana yaptığınız bu iyiliği hiç unutmayacağım. Sağolun, varolun...

    ÇOCUKLAR —"Alkışlarlar. Cezmi'yi kutlarlar."







  2. AYFER
    Bayan Üye

    Cevap: 24 Kasım ile ilgili piyesler






    OYNAYANLAR: Öğretmen, Giray, Cemre, İlknur, Cem, İlkay
    DEKOR: Derslik. Atatürk Köşesi. Öğretmen masası. Üzerinde dünya küre. Sıralar. Duvarda harita. Yazı tahtası. Tebeşir. Silgi. Ödev kağıtları.
    BİRİNCİ BÖLÜM
    ( Derslik… Öğrenciler sıralarında otururlar.)
    ÖĞRETMEN (İçeri girer.) – Günaydın çocuklar!
    ÖĞRENCİLER ( Ayağa kalkar.) – Günaydın öğretmenim!
    ÖĞRETMEN – Oturun çocuklar.
    ( Öğrenciler otururlar.)
    ÖĞRETMEN – Çocuklar! Ödevleriniz hazır mı?
    ÖĞRENCİLER – Hazıır!
    GİRAY ( Parmak kaldırır.) – Öğretmenim, size bir şey sorabilir miyim?
    ÖĞRETMEN ( Ödev kağıtlarını toplarken) – Sor bakalım, Giray.
    GİRAY ( Kurnaz kurnaz) – Öğretmenim, insan yapmadığı şeyden ötürü ceza görür mü?
    ÖĞRETMEN – Görmez, oğlum.
    GİRAY ( Sevinçle el çırparak havalara zıplar.) – Yaşasın! Ben ödevimi yapmadan okula gelmiştim.
    ( Öğrenciler güler.)
    ÖĞRETMEN ( Gülümseyerek Giray’ın kulağına yapışır.) – Seni gidi, şeytan çekici seniii! Bu kurnazlığını ödevlerini yaparak göstersene…
    ÖĞRETMEN ( Masa başına gider, oturur. Ödevleri inceler. Masa üzerinde duran küreyi döndürerek) – Çocuklar! Karma ödev kağıdında, her birinizin birçok eksiğini gördüm. Fakat çoğunuz Dünya’nın uydusunun adını yazmamış. Neden? Bilmeniz gerekirdi?
    ( Bu sırada Cemre ayağa fırlar.)
    CEMRE – Ayy!
    ÖĞRETMEN – Aferin Cemre! Bildin, otur.
    ( Öğrenciler gülüşür.)
    ÖĞRETMEN – Çocuklar, neden gülüyorsunuz?
    CEM ( Ayağa kalkarak) – Öğretmenim! Bildiğinden söylemedi. İlknur, Cemre’ye çimdik attı. O da acıdan “Ay!”diye bağırdı.
    (Öğretmen de, öğrenciler de gülerler.)
    ÖĞRETMEN – Çocuklar! Çimdik şakası, Dünya’mızın uydusunun Ay olduğunu Cemre’ye söyletti. Artık kimse unutmaz. Öyle değil mi?
    ÖĞRENCİLER – Eveet! ( Gülerler)
    ÖĞRETMEN (Ödev kağıtlarından birini göstererek) – İlkay “gelmek fiilini” şimdiki zamana göre çekim yapmasını unutmuşsun. Kalk, çekimini yap.
    İLKAY ( Ayağa kalkar.) – Celeyrum, celeysun, celey…
    ( Öğrenciler güler.)
    GİRAY – ( Ayağa fırlar.) – Öyle mi söylenir babo?
    ÖĞRETMEN ( Gülümseyerek ) – Öyleyse, sen söyle.
    GİRAY – Gelirem, gelirsen, geliir..
    ( Öğrenciler güler.)
    İLKNUR – Öğretmenim, ben söyleyeyim mi?
    ÖĞRETMEN – Söyle kızım.
    İLKNUR – Geliyorum, geliyorsun, geliyor. Geliyoruz, geliyorsunuz, geliyorlar.
    (sınıf alkışlar.)
    ÖĞRETMEN – Aferin, İlknur! Çocuklar, iki arkadaşınız kendi yörelerinin şiveleri ile çekim yapmaya kalkınca komik oldular. Onlar da zamanla dillerini düzeltecek, güzel Türkçe’mizi düzgün söyleyeceklerdir. Öyle değil mi?
    ÖĞRENCİLER – Eveet!
    ÖĞRETMEN – Giray, ödevini yapmadan geldin. Şimdi tahta başına geç. Sözlü sınav olacaksın.
    GİRAY (Tahta başına geçer.) – Öğretmenim, bir daha ödevimi yapmadan okula gelmeyeceğim.
    ÖĞRETMEN – Peki, Giray, aferin! Söyle bakalım. Fırından beş tane ekmek aldın. Fırıncıya bir buçuk milyon lira verdin. Geri kaç lira alacaksın?
    GİRAY ( Düşünür gibi yapar.) – Hiiç!
    ÖĞRETMEN – Nasıl hiç?
    GİRAY – Öğretmenim, benim babam fırıncıdır. Biz ekmeğe para vermeyiz.
    ( Öğrenciler güler.)
    ÖĞRETMEN ( Gülümseyerek ) – Öyle olsun… Peki, şu soruyu yanıtla. Beş tane iki kaç eder.
    GİRAY ( Düşünür.)
    ÖĞRETMEN – Oğlum, siz her hafta çarşıya yumurta götürüp satmıyor musunuz?
    GİRAY – Satıyoruz, öğretmenim.
    ÖĞRETMEN – İyi düşün! Yumurtaları ikişer ikişer sepete beş sıra dizdiniz.
    GİRAY – Öğretmenim, biz yumurtaları (bilgi yelpazesi.net) sepete ikişer dizmiyoruz ki…
    ÖĞRETMEN – Ya, kaçar diziyorsunuz?
    GİRAY – Üçer üçer diziyoruz.
    ÖĞRETMEN – Öyle olsun! … Yumurtaları sepete üçer üçer, beş sıra dizdiniz. Hepsi kaç yumurta eder? Çarp bakalım.
    GİRAY ( Kurnaz kurnaz) – Çarpamam öğretmenim.
    ÖĞRETMEN – Neden çarpamazmışsın?
    GİRAY – Çarparsam, yumurtalar kırılır da ondan…
    (Öğrenciler güler.)
    ÖĞRETMEN (Gülerek ) – Peki… Sekizin yarısı kaç eder.
    GİRAY – ( Kurnaz kurnaz) – Enine mi, boyuna mı öğretmenim? ( Tahtaya büyükçe sekiz çizer!) Sekizi enine bölersek… (Çizgiyle böler.) Üst üste iki sıfır eder. Boyuna bölersek… ( Sekizi çizgiyle boydan boya ayırır.) Yarısı üç olur.
    ( Öğretmen de, sınıfta kahkahayla güler.)
    ÖĞRETMEN – Bir soru daha! Bakalım, bunu nasıl yanıt vereceksin? On parmaktan on çıktı, kaç kalır?
    GİRAY – On parmaktan on çıktı, yine on kalır, öğretmenim!
    ÖĞRETMEN ( Şaşarak) – Nasıl, yani?
    GİRAY ( Koşarak oturduğu sıraya gider. Çantasından bir çift eldiven çıkarır. Parmaklarına geçirir. Sonra eldivenleri parmaklarından çıkararak.) – İşte böyle öğretmenim… On parmaktan on çıktı, yine on kalır…
    ( Öğrenciler güler.)
    ÖĞRETMEN ( Gülerek Giray’a yaklaşır. Tombul yanaklarından okşayarak) – Çocuklar, Arkadaşınız ne güzel buluşlar yaptı, değil mi?
    ÇOCUKLAR – Eveet, öğretmenim!
    ÖĞRETMEN – Giray, ilerde iyi bir mizah yazarı olur. Bu söyleyişimizi Okul Gazetesi’ne yazın. Öteki sınıflarda okuyup gülsünler.
    ( Öğrenciler, Giray’ı alkışlarlar.)
    ÖĞRETMEN – Çocuklar! Sosyal Bilgiler’den sözlü sınav yapacağım. Sınava gönüllü kim kalkacak?
    ( Hiçbir öğrenciden parmak kalkmaz.)
    ÖĞRETMEN – Öyleyse ben de not defterini açar, oradan kaldırırım. ( Sayfaları rast gele çevirir. Cem’in adını okur. Cem iki büklüm tahta başına geçer.)
    ÖĞRETMEN – Cem! Duvarda asılı duran haritanın yanına git. Mısır’ı soracağım. Dünyada Mısır’ın nesi meşhurdur?
    CEM ( Bir haritaya, bir sınıfa bakar.) – Şey… Öğretmenim! Mısır’ın nesi mi meşhurdur?
    ÖĞRETMEN – Evet, çocuğum! Mısır’ın nesi meşhurdur?
    CEM – Şey… Patlamışı öğretmenim!
    ÖĞRETMEN ( Şaşkın) – Patlamışı mı? Sen neler söylüyorsun?
    CEM ( Kurnaz kurnaz) – Evet, öğretmenim. Mısırın patlamışı meşhurdur. Dedem kış geceleri ocakbaşında mısır patlatır.
    Ateşte çıtır pıtır patlayan mısır mis gibi kokar. Pamuk gibi açar. Yemesi ne hoştur.
    ( Öğrenciler kahkahayla güler.)
    ÖĞRETMEN (Gülerek) – Bugün bizim sınıf, Rıfat Ilgaz’ın Hababam Sınıfı’na döndü. Sen de mi komiklik yapacaksın?
    ( Cem utanır, başını öne eğer.)
    ÖĞRETMEN – Mısır denilince, Nil nehri ile piramitler akla gelir. Biri Mısır’a hayat verir. Öbürü turist çeker.
    ÖĞRETNCİLER – Eveet!
    ÖĞRETMEN – Türkiye’nin böyle meşhur yerleri vardır. Örneğin Pamukkale, Bodrum.
    ÖĞRETNCİLER – Eveet!
    ÖĞRETMEN – Cem, Bodrum nerededir? Yararları nelerdir?
    CEM – Şey..: ( Yine kafadan atar.) Bodrum evlerimizin alt katındadır. Odun, kömür koymaya yarar.
    ( Öğrenciler güler.)
    CEMRE – Öğretmenim! Bodrum. Ege Denizi’nde yat limanıdır. Bol bol turist çeker.
    ÖĞRETMEN (Ciddileşir.) – Cem, Giray’a özenmeyi bırak. Alırsın zayıfı, ha! İyi düşün, doğru cevap ver.
    CEM – Peki, öğretmenim!
    ÖĞRETMEN – 1514 yılında yapılan savaşın adı nedir?
    CEM ( Sınıfta imdât ister gibi bakar. İlkay “ Çaldıran!” diye fısıldar. Fakat Cem heyecandan pek iyi anlayamaz.) – Çıldıran, öğretmenim!
    ( Öğrenciler kikir kikir gülüşür.)
    ÖĞRETMEN ( Kaşlarını çatar.) – Ne, çıldıran mı?
    CEM (Yaptığı yanlışı anlar. Fakat bozuntuya vermez.) – Evet, öğretmenim, çıldıran! Şah yenilince ordusunu kaybetti. Tahtını kaybetti. Hazinesini kaybetti. O nedenle üzüntüsünden çıldırmış olabilir. O savaşa çıldıran savaşı da denir…
    ( Öğretmen ve sınıf kahkahayla güler.)
    ÖĞRETMEN – Anlaşıldı, çocuklar! Bugün sınıfın neşesi yerinde… Madem öyle, benim de size komik sorulu bilmecelerim var. bilin bakalım; borcu olmayan ilçemizin adı nedir?
    ÖĞRENCİLER – Ödemiş! Ödemiş!
    ÖĞRETMEN- En yumuşak yöremiz neresidir?
    ÖĞRENCİLER – Pamukkale! Pamukkale!
    ÖĞRETMEN – Denizin ortasında ne vardır?
    ÖĞRENCİLER – Ada!
    ÖĞRETMEN – Bilemediniz! Sorunun yanıtı böyle olmayacak…
    ÖĞRENCİLER – Vapur!
    ÖĞRETMEN – Hayır! Hayır!
    İLKAY – Öğretmenim, sen söyle!
    ÖĞRETMEN – Olmaaz! Siz bulacaksınız. Değişik düşünün… Aslında bilmeceyle birlikte yanıtı da içinde… Denizin ortasında NE vardır.
    İLKAY – Öğretmenim, ben bildim! Deniz bir sözcük; ortasında “N” harfi vardır.
    ÖĞRETMEN – Aferin, İlkay!
    (Sınıf İlkay’ı alkışlar.)
    CEMRE – Öğretmenim! Bir bilmece daha sor.
    ÖĞRETMEN – Soracağım. Aklınızdan kolayca toplama, çıkarma, bölme yapabileceğiniz sayılar tutun. Ben de sayınızı bilip söyleyeceğim. Fakat nasıl bildiğimi kim bulacak?
    ÖĞRENCİLER – Sor! Sor!
    ÖĞRETMEN – Aklınızdan bir sayı tutun!
    ÖĞRENCİLER – Tuttuk, öğretmenim!
    ÖĞRETMEN – Tuttuğunuz sayı kadar arkadaşından alın!
    ÖĞRENCİLER – Aldık, öğretmenim!
    ÖĞRETMEN – Benden de 10 alınız!
    ÖĞRENCİLER – Aldık, öğretmenim!
    ÖĞRETMEN – Hepsini toplayın!
    ÖĞRENCİLER – Topladık, öğretmenim!
    ÖĞRETMEN – İkiye bölün!
    ÖĞRENCİLER – Böldük, öğretmenim!
    ÖĞRETMEN – Arkadaşınızdan aldığınız sayıyı geri verin!
    ÖĞRENCİLER – Verdik, öğretmenim!
    ÖĞRETMEN – Geriye 5 kalır. Bildim mi?
    ÖĞRENCİLER – A a a! Bildiniz, öğretmenim.
    ÖĞRETMEN – Peki, nasıl bildim?
    ÖĞRENCİLER – Nasıl bildiniz, öğretmenim?
    ( Zil çalar.)
    ÖĞRETMEN- Zil çaldı. Eve gidince anne ve babalarınızla birlikte düşünün! Siz bulun! İyi günler.
    ÖĞRENCİLER – Sağool, öğretmenim!







+ Yorum Gönder

piyesler

24 kasımla ilgili tiyatrolar

24 kasım ile ilgili tiyatrolar

24 kasım ile ilgili skeçler