+ Yorum Gönder
Eğitim - Skeç Tiyatro Kategorilerinden İstiklal Marşının Kabulü İle İlgili Skeçler Makalesini Okumaktasınız.
  1. Bengisu
    Bayan Üye



    İstiklal Marşının Kabulü İle İlgili Skeçler






    İstiklal Marşı Hakkında Skeç Örnekleri



    İSTİKLÂL MARŞI
    (l Perdelik Piyes)
    OYNAYANLAR: (Öğretmen, Atilla, Nur, Mete, Serpil, Ateş, Güneş, birinci öğrenci, ikinci öğrenci, üçüncü öğrenci, dör-düncü öğrenci.)
    İSTİKLÂL MARŞI

    MECLİS: l (Öğretmen ve Öğrenciler ) DEKOR: (Bir sınıf. Duvarda Atatürk'ün ve Mehmet Akif'in resimleri ve bir bayrak.)

    ÖĞRETMEN- Sevgili çocuk-lar! Bugünkü dersimizin ne olduğunu biliyorsunuz değil mi?
    ÖĞRENCİLER- İstiklâl Mar-şı ve onu yazan şair Mehmet Akif...
    ÖĞRETMEN- Sizlere İstiklâl Marşı'mızı ve onun şairi hak-kında büyüklerinizden bir şeyler öğrenmenizi, bazı şiirlerini ezberlemenizi söylemiş-tim. Bunu yaptınız mı?
    ÖĞRENCİLER- Yaptık öğ-retmenim!
    ÖĞRETMEN- Aferin size! Şimdi sen söyle Atilla! İstiklâl Marşı ne demektir?
    ATİLLA- Milletimizin kurtu-luşunu, kuvvetini, birliğini an-latan ve bütün millet tarafın-dan beğenilip benimsenen, tö-renlerde söylenen marştır.
    ÖĞRTEMEN- Sen söyle Nur! Türk'lerin İstiklâl Mar-şı'nı Mehmet Akif nerede ve hangi yılda yazdı?
    NUR- Ankara'da 1921 yılı Şubat ayında yazdı. Bu şiir 12 Mart 1921 tarihinde Büyük Millet Meclisi'nde resmen Milli Marş olarak oy birliği ile kabul olundu.
    ÖĞRETMEN- Aferin sana...Sen cevap ver Mete! Mehmet Akif nasıl bir şairdir?
    METE- Mehmet Akif vatanı-nı seven büyük bir şairdir. Ya-şadığı çağlarda Türk ulusu bir çok savaşlara girmiş, bozgun-lara uğramış, büyük topraklar kaybetmişti. O halkın çektiği ıstırabı haykırdığı gibi zaman zaman kazanılan büyük zafer-leri de güzel şiirlerle övmüş-tür. Mehmet Akif, Türk ulusu-nun yirmi beş asırlık büyük bir ulus olduğunu, her zaman hür yaşamış olduğunu söyler ve asla esir ve güçsüz olma-dığını haykırırdı. En umutsuz günlerde bile bu inancını kay-betmedi. İstiklâl Savaşı'nda da Anadolu'ya geçerek sonu-na kadar şiirleri, yazıları ve sözleri ile çalıştı. Vatanın kur-tuluşuna yardımcı oldu.
    ÖĞRETMEN- Doğru! Şimdi onun Birinci Dünya Sava-şı'nda yazmış olduğu ve mil-let tarafından en çok sevilen ve tutulan şiiri hangisidir? Bu-nu kim biliyor?
    ÖĞRENCİLER- "Çanakkale Şehitleri!" şiiri.
    ÖĞRETMEN- Bunu bildiniz! Şimdi Çanakkale Savaşı hakkında bilgi vermek isteyenler parmak kaldırsın! (Bütün par-maklar havaya kalkar.)
    ÖĞRETMEN- Görüyorum ki bunu hepiniz anlatmak isti-yorsunuz. Ama hep birden ko-nuşacak olsanız bir şey anla-şılmaz. Sen Serpil bu savaşı anlat! Böylece Mehmet Akif'in o şiiri niçin yazmış olduğunu öğrenelim.
    SERPİL- Birinci Dünya Sa-vaşı'nda Türkler hemen he-men bütün dünya ile savaş ha-linde idiler. Bir tarafta Türk-ler, Almanlar, Avusturyalılar ve Bulgarlar el eleydi. Karşı-mızda da İngiltere, Fransa; İtalya, Rusya ve komşuları gibi büyük devletler yer al-mışlardı. Düşmanlarımız bizi çökertmek için deniz yoluyla Çanakkale Boğazı'ndan gir-mek, İstanbul'u almak ve Ka-radeniz yoluyla zor bir duru-ma düşmüş bulunan Rusya'ya yardım göndermek istiyorlar-dı. Onun için Çanakkale Bo-ğazı'nın önüne yüzlerce savaş gemisi yığdılar. Karaya da bü-yük kuvvetler çıkardılar. Bo-ğazı zorlamaya başladılar. Ama Türkler orada çok büyük bir kahramanlık göstererek düşmana adım attırmadılar.
    Bir çok düşman gemilerini top ateşi ile batırdıkları gibi kara-ya çıkan düşman ordularını da denize döktüler. Çanakkale'de Türklerin kazandıkları zafer düşmanlarımız tarafından bile övüldü...
    ÖĞRETMEN- Doğru!... De-mek oluyor ki Şair Mehmet Akif de Türklerin Çanakka-le'de kazandıkları bu büyük zafer üzerine o şiiri yazmış.
    SERPİL- Evet öğretmenim!
    ÖĞRETMEN- Bu şiiri kim biliyor?
    ATEŞ- Ben biliyorum. Benim dedem orada şehit olduğu için babam bu şiiri bana küçük iken ezberletmişti. Kendisi de her zaman söyler!.
    ÖĞRENCİLER- Peki Ateş! Ortaya çık ve şiiri oku! (Ateş ortaya çıkar, şiiri okur.)
    ATEŞ- "Vurulup tertemiz al-nından uzanmış yatıyor."
    "Bir hilâl uğruna Yarab ne gü-neşler batıyor."
    "Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker."
    "Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer."
    "Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?"
    "Gömelim gel seni tarihe de-sem sığmazsın:"
    "Bu taşındır diyerek Kabe'yi diksem başına:"
    "Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına"
    "Sonra gök kubbeyi lâhdine yapsam da tavan"
    "Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan"
    "Tüllenen mağribi akşamları sarsam yarana"
    "Yine bir şey yapabildim di-yemem hatırana!"
    (Öğretmen ve öğrenciler Ateş'i alkışlarlar...O da selâm vererek yerine geçer.)
    ÖĞRETMEN- Aferin Ateş! Çok güzel okudun!
    ATİLLA- Mehmet Akif'in bu şiirini de ben okumak istiyo-rum izin verir misiniz? ÖĞRETMEN- Bu şiir ne hak-kında yazılmış?
    ATİLLA- Bilgisizliği yeren;halkı çalışmak için şevke geti-ren, başımıza gelen felâketle-rin hep bilgisizlikten doğdu-ğunu anlatan bir şiir efendim.
    ÖĞRETMEN- Bu şiiri ne za-man yazmış?
    ATİLLA- Balkan Savaşı'ndan sonra...
    ÖĞRETMEN- Peki oku da dinleyelim!
    ATİLLA- (Ortaya çıkar ve "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" dedikten sonra şiiri okur
    "Olmaz ya... Tabii... Biri in-san. Biri hayvan"
    "Öyleyse cehalet denilen yüz karasından"
    "Kurtulmaya azmetmeli baş-tan başa millet"
    "Kâfi mi değil yoksa bu son ders-i felâket?"
    "Son ders-i felâket neye mal oldu düşünsen?"
    "Beynin gözyaşı olup akardı gözünden"
    "Son ders-i, felâket ne demek-tir? Şu demektir;"
    "Gelmezse eğer kendine mil-let, gidecektir."
    "Zira yeni bir darbeye artık dayanılmaz."
    "Zira bu sefer uyku ölümdür, uyanılmaz."

    (Öğretmen ve öğrenciler ken-disini alkışlarlar.)

    ÖĞRETMEN- Sen de şiiri güzel okudun! Yalnız şair bu şiirinde ne demek istemiş? Bi-ze bunu da açıklarsan şiiri da-ha iyi anlarız.
    ATİLLA- Mehmet Akif Türk milletinin o zaman uğramış olduğu bozgun ve felâketin sebebini milletçe geri kalışı-mızda, bilgisizlikte buluyor. Bu bozgunun bize bir ders ol-masını, herkesin çalışmasını, bilgice yücelmesini istiyor. Milletin ancak o zaman kur-tulabileceğini söylüyor.
    ÖĞRETMEN- Balkan Savaşı hakkında bize kim bilgi vere-cek?
    GÜNEŞ- Ben vereyim öğret-menim!
    ÖĞRETMEN- Bize verece-ğin bilgiyi nereden öğrendin?
    GÜNEŞ- Benim dedem Bal-kan Türkleri'nden imiş. Bal-kan Savaşı'ndan sonra göçmen olarak gelmiş. Ben daha küçükken bana hep oralarını anlatır, Rumeli Türküleri'ni söylerdi. Oralar çok güzel yerlermiş... Topraklan çok verimli imiş. Hepsini düşmana bırakıp kaçmışız.... Atalarımı-zın kanlarını dökerek aldıkları bu topraklardan, inanılmaz bozgunlara uğrayarak çekil-mek zorunda kalmışız...
    ÖĞRETMEN- Balkan Sava-şı'nda hangi uluslar bize karşı birleştiler?
    GÜNEŞ- Yunanlılar; Bulgar-lar, Sırplar; Karadağlılar!...
    ÖĞRETMEN- Bu savaş han-gi yılda oldu?
    GÜNEŞ- 1912 yılında öğret-menim!
    ÖĞRETMEN- Peki bildikle-rini kısaca anlat!
    GÜNEŞ- O sıralarda Türkler dünyada hemen hemen yalnız imişler. Bütün büyük milletler Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalamak, topraklarını pay-laşmak için planlar kuruyorlarmış. İşte Rumeli'yi almak için Balkan devletlerini silâh-landırıp kışkırtan onlar olmuş. Savaş başlayınca da hangi taraf kazanırsa kazansın, eski sınırların değişmeyeceğini ilân etmişler. Asırlar boyunca geri kalmış olan memleketi-miz; bunun acısını bu savaşta ilk defa görmüş. Bilgisiz ko-mutanlar; silâh kullanmasını bile bilmeyen erler, koca Ru-meli'yi bir yıl içinde düşmana bırakarak geri çekilmek zo-runda kalmış. Memleket için-deki sen ben kavgaları da halkı ikiye bölmüş olduğun-dan felâket felâketi kovala-mış. Bu savaştan bir yıl önce İtalyanlar bugün Libya dedi-ğimiz Trablusgarp ile On iki Adaları baskınla alıp donan-mamızı da yakmış oldukları için çok zor durumda kalmı-şız.
    ÖĞRETMEN- Güneş doğru şeyler anlattı... İşte Şair Meh-met Akif Ersoy bu büyük boz-gunun sebebini herkesten iyi anlamıştı. Türk ulusunu bu fe-lâkete sürükleyen şey, birbiri-ne düşmüş olması, bilgisiz ve geri kalması idi. Avrupalılar bilgisizliği çoktan yenmişler, fabrikalar kurmuşlar; yollar yapmışlar, çok ilerlemiş ve kuvvetlenmişlerdi. Biz ise onlardan alabildiğine geri kal-mıştık. Bir memleket böyle geri kaldı mı komşuları onun topraklarına mutlaka göz ko-yar. Onu ortadan kaldırmak için ellerinden gelen her şeyi yaparlar. Peki çocuklar. Türki-ye'nin kurtarıcısı Atatürk ne-rede doğdu?
    ÖĞRENCİLER- Selânikte...
    ÖĞRETMEN- Selanik şimdi hangi milletin elinde?
    ÖĞRENCİLER- Yunanlı-lar'in elinde...
    ÖĞRETMEN- Sen söyle Gü-neş! Selânik'i ne vakit kaybet-tik.
    GÜNEŞ- Balkan Sava-şı'nda...
    ÖĞRETMEN- Demin bir şey söylemiştik. Avrupalı büyük devletler Balkan Savaşı'ndan sonra, hangi taraf kazanırsa kazansın sınırların değişmeyeceğini bildirmişlerdi. Bu söz-lerinde durdular mı?...
    GÜNEŞ- Durmadılar öğret-menim. Topraklarımızın pay-laşılmasına razı oldular. Hattâ düşmanlar güzel Edirne'yi bi-le almışlar. İstanbul'a da yak-laşmışlardı. Sonra aralarında anlaşmazlık çıkınca; Türkler son bir gayretle toparlanıp ile-ri atıldılar ve güzel Edirne'yi düşmandan kurtardılar. Mimar Sinan'ın en güzel ve en usta eseri olan Selimiye Camisi'ni Türk bayrağına kavuşturdular. ÖĞRETMEN- Sen Balkan Savaşı'nı iyi öğrenmişsin Gü-neş... Tarihin bu acı olaylarını her Türk'ün iyice bilmesi ve bellemesi şarttır. İnsanlar geç-miş felâketlerden ders alması-nı bilemezlerse onları yeni fe-lâketlere uğramaktan kimse kurtaramaz. Şimdi İstiklâl Savaşı'na geçelim. Savaş, sen bize bunu kısaca anlat baka-lım.
    SAVAŞ- Birinci Dünya Sava-şı'ndan da yenik çıkmıştık. Bizimle el ele olan devletler-den, önce Bulgaristan sonra Avusturya ve Almanya düş-mana boyun eğince, biz de ça-resiz olarak yenildiğimizi ka-bul etmek zorunda kaldık. Düşmanlarımız Versay'da bi-ze çok ağır barış şartları imza-lattılar. O koca Osmanlı İmpa-ratorluğu'ndan geriye pek az yer kalması... İstanbul ve Bo-ğazlar bile elimizden alınmıştı... Mersin, Adana; Gazian-tep, Maraş, Fransızlar, Antalya ve çevresi İtalyanlar; Karade-niz kıyıları kısmen İngilizler ve Pontus Rumları tarafından, İzmir ve Ege de Yunanlılar eliyle işgal edilmişti. Ordula-rımız dağıtılmıştı. Hainler düşmanlarla işbirliği yapıyor-du. Doğu Anadolu'da da bir Ermenistan hükümeti kurul-mak isteniyordu.
    ÖĞRETMEN- Sonra ne ol-du?
    SAVAŞ- Bütün dünya Türk ulusunun artık bir daha diril-memek üzere çöktüğüne ina-nıyordu. İşte bu sırada Ata-türk Samsun'a çıktı. O ve ar-kadaşları. Türk ulusunun hiç bir zaman ölmeyeceğine ina-nıyordu. Memleket toprakları yabancı ordular tarafından çiğnenirken yer yer vatanse-ver insanlar kendiliklerinden cepheler kurmuşlar ve karşı koymaya başlamışlardı. Ata-türk bunların başına geçti. Memleketin bütün vatansever insanlarını çevresine topladı... Kurtuluş Savaşı açarak bütün dünyaya meydan okudu. Düş-manları silip süpürdü. Ankara'nın önlerine kadar gelmiş bulunan Yunan ordusunu de-nize döktü. Vatanı kurtardı.
    ÖĞRETMEN- İyi özetledin. Peki Atatürk Samsun'a hangi tarihte ayak bastı? SAVAŞ- 19 Mayıs 1919'da...
    ÖĞRETMEN- İstiklâl Savaşı, Türklerin bütün tarihleri bo-yunca en zor şartlar içinde ka-zanmış oldukları en büyük za-ferdir. Atatürk'ün hizmeti yal-nız vatanı kurtarmak mıdır?
    SAVAŞ- Hayır öğretmenim!... O zaferden sonra cumhuriyeti de kurmak, Türkiye'yi bir Or-ta Çağ devrinden kurtaracak devrimleri yapmakla da Türk ulusuna hizmet etmekten geri kalmamıştır.
    ÖĞRETMEN- Eğer bugün özgür bir vatanda yaşıyorsak, memleketimizde okullar, üni-versiteler: fabrikalar açılmış-sa: Türkiye’nin sözü hür dün-yada şerefle geçiyorsa, bütün bunlar Atatürk'ümüzle olmuş-tur. Şimdi başka bir şey sora-cağım. Ateş, sen cevap vere-ceksin. Şair Mehmet Akif Anadolu'ya ilk olarak ne za-man geçti?
    ATEŞ- Yunanlılar İzmir'e çıktıkları 15 Mayıs 1919'dan hemen sonra...
    ÖĞRETMEN- İlk olarak ne-reye gitti?
    ATEŞ- Balıkesir'e... Ege hal-kı hemen bu Yunan saldırısına karşı koymaya başlamıştı. O da kendilerini teşvik etmek için gitti. Oralarda güzel söy-levler verdi. Sonra İstanbul'a dönerek burada da millî uya-nışı destekleyen şiirler, maka-leler yazdı. Bir yıl sonra ise zaferin sonuna kadar dönme-mek üzere yeniden Ankara'ya gitti. Ankara'da ve Kastamo-nu'da çalıştı. Bütün cepheler-de dolaştı... Büyük Millet Meclisi'nde de hizmet etti.
    ÖĞRETMEN- Mehmet Akif, İstiklâl Marşı'nı zaferden ön-ce mi sonra mı yazdı? Cevap ver Serpil!
    SERPİL- Önce yazdı...
    ÖĞRETMEN- Pekâlâ! Bu marş nasıl yazıldı? Söyle ba-kalım!...
    SERPİL- Milli ordu kurul-muş, ufuklarda zafer ümitleri belirmişti. Büyük zafer için son hazırlıklar tamamlanmak üzere idi. Yunan orduları ilk yumrukları yemiş, Türk'ü ye-re sermenin; Ankara'yı ele ge-çirmenin bir hayal olduğunu anlamaya başlamıştı. İşte bu sıralarda ordular ve halk için bir istiklâl Marşı isteği belirdi Hükümet de İstiklâl Marşı için şairler arasında bir yarış-ma açtı. Birinciliği kazanacak olan şiirin sahibine beş yüz li-ra mükâfat da konulmuştu. O zaman için bu büyük bir para idi.... Millî Eğitim Bakanlığı tarafından idare edilen bu ya-rışmaya yedi yüz kadar şiir geldi.
    ÖĞRETMEN- Mehmet Akif bu yarışmaya katıldı mı?
    SERPİL- Hayır öğretme-nim.... O bu yarışmaya katıl-madı.
    ÖĞRETMEN-Niçin?...
    SERPİL- Onun yaradılışı bu çeşit yarışmalara katılmasına uygun değildi. Sonra işin için-de para mükâfatı oluşu da ho-şuna gitmiyordu.
    ÖĞRETMEN- Peki sonra ne oldu?
    SERPİL- Gönderilen yedi yüz şiir içinde güzelleri vardı. Fakat hiç biri tam olarak Mec-lis'e güzelliği hakkında inanç veremiyordu. Öyle bir şiir is-teniyordu ki, milletin kükreyi-şini; Türk ulusunun yüceliğini tam olarak belirtsin. Bunu düşünen o zamanki Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi; bu işi ancak Mehmet Akif'in ya-pabileceğini anladı. Ona gide-rek bu marşı yazmasını kendi-sinden istedi. Mehmet Akif'te bunun üzerine İstiklâl Marşı'nı yazdı. Bu şiir Büyük Millet Meclisi'nde okunduğu zaman bütün Milletvekilleri heyecana kapılmışlar ve Şair Mehmet Akif'i uzun uzun al-kışlamışlardır. Aranan şey bu-lunmuştu. Şair Mehmet Akif o günün hayatının en mutlu günü olduğunu söylemişti. Sonra da 12 Mart 1921 tari-hinde bu şiir İstiklâl Marşı olarak resmen kabul edildi. Daha sonra da bunun beste-lenmesi için yarışma açıldı. Zeki Bey adında bir besteci-nin eseri birinciliği kazandı. İşte bugün söylediğimiz millî marşımızın yazılışı ve bestelenişi bu şekilde olmuştur, öğ-retmenim... Onu yazan Şair Mehmet Akif; besteleyen ise Zeki Üngör’dür
    ÖĞRETMEN- Aferin Serpil! Görüyorum ki bugünkü dersi-nizi hazırlamak için hepiniz çok iyi çalışmışsınız. Peki, bu marşı Mehmet Akif kime ar-mağan etmişti?
    SERPİL- Kahraman ordumu-za...
    ÖĞRETMEN- Bu da doğru! Şimdi hepiniz sıra ile bu mar-şın birer dörtlüğünü okuya-caksınız. Böylece Türk ulusu yaşadıkça anılacak ve söyle-necek olan bu şiirin bütününü okumuş olacağız! Haydi Atil-la! Sen başla! Sıra ile ortaya çıkarak birer birer okuyacak-sınız!
    ATİLLA- (Ortaya çıkar
    "Korkma! Sönmez bu şafak-larda yüzen al sancak."
    "Sönmeden yurdumun üstün-de tüten en son ocak."
    "O benim milletimin yıldızı-dır, parlayacak;"
    "O benimdir, o benim milleti-mindir ancak."
    (Atilla çekilir, Nur gelir.)
    NUR- "Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı Hilâl!"
    "Kahraman ırkıma bir gül. Ne bu şiddet, bu celâl?"
    "Sana olmaz dökülen kanları-mız sonra helâl;"
    "Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl."
    (Nur yerine geçer, Mete gelir.)
    METE- "Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım."
    "Hangi çılgın bana zincir vu-racakmış? Şaşarım!"
    "Kükremiş sel gibiyim: Ben-dimi çiğner, aşarım:"
    "Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım."
    (Mete yerine geçer, Serpil ge-lir.)
    SERPİL- "Garbın afakim sar-mışsa, çelik zırhlı duvar;"
    "Benim iman dolu göğsüm gi-bi serhaddim var."
    "Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar."
    "Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar?"
    (Serpil, yerine geçer, Ateş ge-lir.)
    ATEŞ- "Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın;"
    "Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın."
    "Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk'ın..."
    "Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın."
    (Ateş yerine geçer. Güneş ge-lir.)
    GÜNEŞ- "Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı."
    "Düşün altındaki binlerce ke-fensiz yatanı."
    "Sen şehid oğlusun, incitme yazıktır, atanı:"
    "Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı."
    (Güneş yerine geçer, Birinci öğrenci gelir.)
    BİRİNCİ ÖĞRENCİ- "Kim bu cennet vatanın uğruna ol-maz ki feda?"
    "Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!" "Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hûda," "Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda"
    ((Birinci öğrenci yerine geçer, ikinci öğrenci gelir
    İKİNCİ ÖĞRENCİ- "Ruhu-mun senden İlâhi şudur ancak emeli:" "Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli;"
    "Bu ezanlar-ki şehadetleri di-nin temeli-"
    "Ebedi yurdumun üstünde be-nim, inlemeli."
    (İkinci öğrenci yerine geçer, Üçüncü öğrenci gelir
    ÜÇÜNCÜ ÖĞRENCİ- "O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım."
    "Her cerihamdan ilahî, boşa-nıp kanlı yaşım," "Fışkırır ruh-u mücerred gibi yerden na'şım!"
    "O zaman yükselerek arşa de-ğer, belki, başım." (Üçüncü öğrenci yerine geçer,Dördüncü öğrenci gelir
    DÖRDÜNCÜ ÖĞRENCİ-"Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı Hilâl!" "Olsun artık dökülen kanları-mın hepsi helâl." "Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:"
    "Hakkıdır, hür yaşamış, bay-rağımın hürriyet;" "Hakkıdır, Hakk'a tapan, mil-letimin istiklâl."
    (Çocuklar alkış tutarlar. Son-ra hep birlikte İstiklâl Mar-şı'nın bestesini söylerler







  2. Bengisu
    Bayan Üye

    Cevap: İstiklal Marşının Kabulü İle İlgili Skeçler






    ANZAKLI ÖMER(KISA OYUN)
    (Sahnede bir hasta, yatağında yatmaktadır. Sahne loştur. Dış ses açıklamayı okur. Bir sure sonar sahneye doctor girer.)
    DIŞ SES: Burada canlandırılan olay, İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun olup ihtisas yapmak üzere ABD'ye giden doktor Ömer Muşluoğlu’nun, Amerika’da, görev yaptığı hastahanede başından geçen bir olaydır. YIL1957. YER, AMERİKA- NİYORK HASTANESİ. Hastanede görev yapan bir Türk doctor, kan almak üzere yaşlı bir hastanın kolunu açmasını ister. Yaşlı hasta kolunu sıyırınca doctor, hayretle bakakalır. Çünkü bu kolda Türk bayrağı dövmesi vardır.
    DOKTORsahneye girer, neşelidir)Ooooooooo Mr. Josef Miller idi. What are you this day ?
    ANZAKLI ÖMER :Tenk you doctor,I’m ill, I’m bed, very ill. (Doktor,Anzaklı Ömer’in kolunu iğne yapmak için açınca Türk bayrağı dövmesini görür. Dövmeyi seyircilerin göreceği şekilde işaret ederek şaşkınlık ifadesi göstererek bağırır.)
    DOKTOR :OOOOOOOOOOO my god, what is this ? Are you Turk ?
    ANZAKLI ÖMER : No no I’m austuralya. Which guesçin ?
    DOKTOR :Because I’m Turk.
    (hasta adam, Türk sözünü duyunca çok heyecanlanır. Ayağa kalkmak ister. Türkçe konuşmaya başlayarak doktora sarılır.)
    ANZAKLI ÖMER :Olamaz, olamaz ! Demek Türksün ha. İnanamıyorum, yıllar sonra yine Bir Türkle karşılaşıyorum.
    DOKTOR ŞAŞKINLIKLA)Mr. Josef, siz Türkçe biliyorsunuz, afedersiniz, nerede öğrendiniz Türkçeyi, merak ettim doğrusu. Peki bu kolunuzdaki Türk bayrağı nedir.
    ANZAKLI ÖMER :Bak anlatayım evlat. (seyirciye bakarak derin bir iç geçirdikten sonra anlatmaya başlar. Doktor da sandalyeye oturur, dikkatle dinler.)
    “Yıl 1915. Sen hatırlamazsın o yılları. Çanakkale diye bir yer var Türkiye'de, orada savaşmak üzere bütün Hıristiyan devletlerden asker topluyorlardı. Ben Anzak'tım Avustralya Anzaklarından ...İngilizler, bizi toplayıp dediler ki: Barbar Türkler Hıristiyan dünyasını yakıp yıkacaklar. Bütün dünya o barbarlara karşı cephe açmış durumda . Birlik olup üzerlerine gideceğiz. Bu savaş çok önemlidir. Biz de inandık sözlerine vaadetlerine... Savaşmak isteyenler arasına katıldık
    “Bizim beynimizi yıkayan ingilizler, Türklere karşı topladığı askerlerin tamamını Çanakkale'ye sevkediyorlarmış. Bizi gemilere doldurup Mısır'a getirdiler o zaman . Mısır'da şöyle böyle birkaç ay talim gördük. Atış talimi . Ondan sonra da bizi alıp Çanakkale'ye getirdiler. Savaşın şiddetini ben ilk orada gördüm. Öyle ki denize düşen gülleler suları metrelerce yukarı fışkırtıyor(eliyle havada kavis çizer), gökyüzünde havai fişekler, geceyi gündüze çeviriyordu zaman zaman... Her taaruzunda bizden de Türklerden de yüzlerce insan hayatının baharında can veriyordu. Fakat biz Türklerdeki gayret ve cesareti uzaktan gördükçe şaşırıyorduk. Teknolojik yönünden çok çok üstün olduğumuz gibi sayı bakımından da fazlaydık. Peki onlara bu cesaret ve kuvveti veren şey neydi? İlk başlarda zannediyordum ki İngilizlerin bize anlattığı gibi, Türkler barbarlıktan böyle saldırıyorlar. Meğer barbarlıktan değil, kalplerind ki vatan sevgisinden kaynaklanıyormuş . Bunu nereden anladığımı söyleyeyim. Biz karaya çıktık. Taarruz edemiyoruz. Bizi püskürtüyorlar. Tekrar taaruz ediyoruz. Bizi tekrar püskürtüyorlar. Tekrar taaruz ediyoruz. Derken böyle bir taarruzda başımdan yediğim bir dipcik darbesiyle kendimden geçmişim.” “Gözlerimi açtığımda kendimin yabancı insanların arasında gördüm. Nasıl korktuğumu anlatamam. Çünkü İngilizler bize Türkleri barbar, vahşi kimseler olarak tanıttı ya...
    DOKTORemek bizimkilere esir düştünüz ha. Vay be , eeeeee sonra ne oldu?
    ANZAKLI ÖMER: Baktım ki yaralarımı sarmışlar. Bana hiç de öfkeli bakmıyorlar. Kendime geldim iyice bu defa çantalarında bulunan yiyeceklerden ikram ettiler bana. İyi biliyorum ki onların yiyecekleri çok çok azdı. Bu haldeyken bile kendileri yemeyip bana ikram ediyorlardı. Şoke oldum doğrusu. Dedim ki kendi kendime: Bu adamlar isteseler şu anda beni öldürürler. Ama öldürmüyorlar... Halbuki beni cephenin gerisine götürdüler. Biz esirlere misafir gibi davranıyorlardı. Bu duygularla "Yazıklar olsun bana" dedim." Böyle asil insanlarla niye ben savaşıyorum. Niye savaşmaya gelmişim. Bu ingiliz milleti ne yalancıymış ne kadar Türk düşmanıymış" diyerek pişman oldum. Ama bu pişmanlığım fayda etmiyor ki... Bu iyiliğe karşı ne yapsam diye düşündüm durdum günlerce..... Nihayet bizi serbest bıraktılar. Memleketime döndüm. işte memlekette Türk milletini ömür boyu unutmamak için koluma bu dövme Türk bayrağını yaptırdım. Bu bayrağın sebebi bu işte”
    DOKTOR:Vay be mr Josef, beni de çok duygulandırdınız ya. Hem biliyor musunuz benim dedem, bu bahsettiğiniz Çanakkale savaşında şehit olmuş.
    ANZAKLI ÖMER:Tanrı günahlarını affetsin. Talihin cilvesine bakın ki o zaman ölmek üzere iken yaralarımı iyileştirerek, sıhhate kavuşmama çaba sarf eden Türkler idi. Şimdi de Amerika gibi bir yerde yıllar sonra beni iyileştirmeye çaba sarf eden yine bir Türk... Ne garip değil mi? Avustralya 'dan Amerika'ya gelirken bir Türkle karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdim. Size minnettarım. Siz Türkler gerçekten çok merhametli insanlarsınız. Bizi hep kandırmışlar... Buna bütün kalbimle inanıyorum. Sizin adınız neydi?
    DOKTOR:Ömer, efendim.
    ANZAKLI ÖMER:Niçin bu ismi vermişler size?
    DOKTOR:Biz müslümanların ikinci halifesinin ismi efendim.
    ANZAKLI ÖMERoktor Bey, size bir şey açıklayacağım. Benim adım şimdiye kadar Josep idi. Bundan sonra sizin adınızı alıyorum. İsmim bundan sonra Anzaklı ömer olacak.
    DOKTOR:Çok sevindim doğrusu. Bundan sonra ben de size Ömer Amca diyeyim.
    ANZAKLI ÖMER: Doktor beni Müslüman eder misin?
    DOKTOR: Tabii benim için şereftir.
    ANZAKLI ÖMER: Müslüman olmak zor mu ?
    DOKTOR: Hayır Ömer Amca, çok kolay. Buyurun birlikte şehadet getirelim. Söylediklerimi tekrar edin.
    (doktor şehadet getirir, anzaklı gözyaşları içerisinde tekrar eder, duygusal bir ortam oluşur.)
    ANZAKLI ÖMER:Ne olur ara sıra gel İslam’ı anlat bana. Ha bir de tesbih getir. Ben de çekmek istiyorum.
    DOKTOR:Buyurun, benimkini vereyim.(cebinden çıkardığı tespihi Anzaklıya verir.)
    ANZAKLI ÖMER: Beni esir alan dedeleriniz sürekli ellerinde tespih çekiyorlardı. (HEYECANLANIR) Bizim üzerimize saldırırken de (bağırarak söyler) “Allah Allah…” diye bağırıyorlardı. Bu söz bizim üzerimizde bomba etkisi yapardı Kalplerindeki iman gözlerine yansıyordu. “Allah ve Muhammet” kelimeleri için canlarını veriyorlardı. (hüzünlü bir ses tonuyla anlatmaya devam eder). Zavallıların, ne yiyecek ekmekleri ne de sırtlarında doğru dürüst elbiseleri vardı. Düşmanımız oldukları halde onların bu durumlarına acıyorduk. iyi ki onlara esir düşmüşüm. Onları tanıdıktan sonra dininize kalbim ısındı. Yıllar yılı Müslüman olmayı düşündüm. Kısmet bu anaymış. (eliyle seyircileri işaret ederek bağırır): “sizler, o şerefli, o kahraman, o insanlık abidesi insanların torunusunuz”(diyerek bir ah çektikten sonra yere yığılır)
    DOKTOR:Ömer Amca, Ömer Amcaaaaaaaa. Ambulans sirenleri çalmaya başlar. Sahneye üç beş kişi, güya hastaya müdahale için girerler. Işıklar kapatılır, sahnedekiler, sahne malzemelerini, hasta yatağını vb. alarak sahneden çıkarlar. Oyun sona erer. )








  3. Bengisu
    Bayan Üye

    Cevap: İstiklal Marşının Kabulü İle İlgili Skeçler

    1-
    2.DRAMA : SİLAHINI VERMEYEN ŞEHİT
    ( Anlatıcı perdenin önüne gelir,perde kapalıdır. Şu bilgileri verir ve çıkar):
    ANLATICI : Çanakkale Savaşından yıllar sonra anıtlar yapmak üzere yollar açılmaktadır.Şimdi Kanlı Sırt Kitabesinin olduğu yerde kazı yapılırken elinde tüfeği ile bir şehide rastlandı.Şehit askerimiz elindeki silahı sımsıkı muhafaza etmektedir.

    ( Ortada çuvallardan bir siper yapılmıştır.Askerler siper kazmakta,yolu ölçmektedir.3 asker ve üstteğmen sahnededir.Askerler bir yandan da sohbet etmekte,üstteğmen yakınlarında oturmaktadır..)
    1.ASKER: Çok değil bundan 50 sene önce buralarda ne fırtınalar kopuyordu.Babalarımız,amcalarımız dedelerimiz Çanakkale’yi düşmana dar ettiler.
    II.ASKER : 250.000 cana mal oldu bu. Dile kolay 250.000 genç…Benim amcam da Çanakkale gazisiydi.
    Neler anlatırdı neler!Uykusuz,yorgun geceler,aylarca ölümün nefesini ensesinde hissettiğ mücadeleler.Çok
    zorluklar çekmişler.
    III.ASKER: Üstte yok,başta yok…Yarı tok aylarca cenk etmek kolay mı?
    II.ASKER: Dünyanın en çetin mücadelelerinden biri olmuş.Amcamın yanında siperde tüm arkadaşları şehit olmuş.O birkaç küçük yarayla kurtarmış.Çok zor savaşmışOradan da Kurtuluş Savaşına katılmış,.bir-
    çok cephede savaşmış.Ama hiç şikayet etmedi,yıllarca süren zorlu savaşlardan…Bir daha olsa bugün yine giderim,vatana her şeyim feda olsun derdi hep.
    1.ASKER:Nerdeyse bahar geldi,şu soğuğa bak.İçim üşüdü valla.Yaman oluyor şu Çanakkale’nin ayazı da rüzgârı da..
    ÜSTTEĞMEN:Doğru söylersin asker..Çanakkale’nin soğuğu ve ayazı meşhurdur.Baharda bile dayanılmaz olur bazen…Ama Çanakkale Savaşları 1915 Mart’ından 1916 Ocak sonlarına kadar sürdü. Kış ayazını da yedi Çanakkale’de savaşan kahramanlar…Üzerlerindeki incecik elbiseleriyle hem düşmanla hem soğukla boğuştular.Doğru söylersiniz çok çetin savaşlar oldu bizim bulunduğumuz şu yerlerde de..Aşağıdaki müzede havada birbirini vuran kurşunları görmediniz mi?Nasıl çetin savaşlar oldu-
    ğunu varın siz düşünün.
    III.ASKER:Haklısınız komutanım.Biz de gelmiş bahar ayında soğuktan şikayet ediyoruz.Atalarımızın yaptığının yanında askerlik mi yapıyoruz biz?
    ÜSTTEĞMEN: Öyle demeyin..Kendinize haksızlık edersiniz.Şu anda savaş çıksa can-ı gönülden katılma-yacak mısınız?
    ASKERLER (Hep bir ağızdan): Seve seve komutanım
    ÜSTTEĞMEN :Bakın siz de o yüce kahramanlar için çalışıyor,onlara lâyık anıtlar yapmak için uğraşıyor- sunuz.Kazma kürek günlerdir çalışıyoruz.Ama ne yapsak az onlar için.Şu metreyi getirin de şurayı ölçüp işaretleyelim. ( I.Asker,emredersiniz deyip metreyi getirir.Yan tarafta üstteğmenle I.. asker ölçüm yapmakta işaret koymaktadır.Diğer iki asker de kazma kürek çalışmaya devam etmektedir.İçeriye Çanak kale Gazisi Halil Emmi girer.)
    HALİL EMMİ: Selamün aleyküm komutan.Kolay gelsin
    ÜSTTEĞMEN : Aleykümselam amca, hoşgeldin
    HALİL EMMİ: Ben Çanakkale Gazisi Halil...İntepe köyündenim.Duydum ki şehitlerimize anıtlar yapılı yormuş.Duydum geldim hemen.Belki bir yardımım dokunur.
    ÜSTTEĞMEN : Sağol emmi. Sen yapacağını yapmışşsın bu vatana..Artık sen dinlen.Onu da biz gençler halledelim izninle..
    HALİL EMMİ : Olur mu komutan ?Daha elim kolum tutuyor Allah’a şükür..Her Türk’ün ölene kadar vatana hizmeti devam eder. (Duygulanır.Duraklar….İç geçirir.)Çok arkadaşım,çok komutanım yanımda şehit oldu.Aha şu aşağıda Edincikli Ahmet’le Yozgatlı İsmail ,tam yanımda şehit oldular.Kurşun beni sıyırıp geçti…(İyice duygulanır.) Ne yiğitti ikisi de..Onlar için yapılacak anıtlarda izin ver de benim de emeğim bulunsun.(ağlamaklıdır.)
    ÜSTTEĞMEN :Tamam emmi,az bir soluklan,dinlen,sakinleş…Otur şu sandalyeye de dinlen..Bakarız birazdan.
    (Halil Emmi oturur.Üstteğmen,elini Halil Emmi’nin omuzuna koyar,o da duygulanmıştır.II.askerin küreği bir şeye takılır,yanındaki askerle konuşmaya başlar
    II.ASKER: Küreğim sert bir şeye takıldı.Gel bir bak hele!(Küreğini çuvalların arasında gezdirir,kürek takıl
    makta,çalışmamaktadır.)
    -2-
    III.ASKER:Taşa,kayaya takılmıştır.Oynat küreği çalışır o. (II. Asker oynatmaya devam etmekte,başarama-
    maktadır.)
    II.ASKER:Olmuyor..Alllah Allah! Bir şey var burada…Küreğime takılıp duruyor.Gel şurayı kaz- mayla az eşeliyelim.(III.Asker,kazmayla eşeler,vurur gibi yapar.)
    III.ASKER:Doğru söylersin bir şey var burada.Elimizle eşeliyelim hele..(Ellleriyle toprağı kazar gibi
    yaparlar.)
    II.ASKER: İşte görünüyor,az kaldı çıkacak.Ha gayret!Aman Alllah’ım!Bu bir şehit!Elinde silahı da var.
    Demek kazma küreğimiz silahına takılıyordu.(Komutana seslenir) Komutanım,komutanım!Topraktan bir şehit çıktı,.Elinde de silahı var.(Üstteğmen,I .Asker ve Halil Emmi gelirler..Şehide doğru bakarlar.)
    ÜSTTEĞMEN : Hayret,hiç bozulmamış…Yandan sedyeyi al gel hemen.
    II.ASKER : Emredersiniz.(Sedyeyi almak üzere çıkar.).
    ÜSTTEĞMEN : (Şehide bakar.)Sanki dün gömülmüş gibi.
    I.ASKER: Şehidi ne yapacağız komutanım.(Halil Emmi de şehide bakmaktadır.)
    ÜSTTEĞMEN : Az aşağıdaki şehitliğe götürüp gömelim.(Tutarlar,alıp yerdeki sedyeye koyarlar.Acıklı bir fon müziği çalar)
    HALİL EMMİ: Çanakkale Savaşları… …Son kale Çanakkale…. Neler gördüm neler ……Denizden dev gemileriyle,karadan makinelileriyle,gökten tayyareleriyle geldiler,ölüm kusuyorlardı.Mehmetçiklerimiz işte böyle ellerinde,vatan uğruna (bayrağı çıkarır) bu bayrak uğruna tüfekleriyle kahramanca şehit oldular.
    ÜSTTEĞMEN : (Askerlere dönerek) Silahını alın da tekrar gömelim.(III.Asker tüfeği almaya çalışır.Sert-
    çe çekse de almayı başaramaz.3 asker birlikte denerler,yine de almayı başaramazlar.)
    I.ASKER : Komutanım,silahını vermiyor.(Yine tüfeğe asılırlar,ama alamazlar.Şaşkındırlar.)
    HALİL EMMİ : Belli ki bu şehit de Allah’ın huzuruna görev başında gitmek istedi komutanım.Mehmetçik
    komutanının her emrini dinler.Ona söyle de silahını teslim etsin.
    ÜSTTEĞMEN: (Sert bir ses tonuyla) Asker ! Ben Üstteğmen İsmail BAŞOL! Görev bitti ! Silahını teslim et. (Şehidin parmakları açılır.Üstteğmen,silahı alır.Halil Emmi elindeki bayrağı şehidin üstüne örter ve seyircilere dönerek,bayrağı tutup şu şiiiri okur
    HALİL EMMİ: Kartal gibi duruşun
    Şanıma şan katıyor.
    Dalga dalga vuruşun
    Canıma can katıyor
    Ey zaferin hür süsü,
    Seninle güzel gökler.
    Şehidimin örtüsü,
    Seninle coşar yürekler..
    Seni gökte buldukça,
    Artar şerefim,şanım.
    Bu diyarlar durdukça
    Yoluna kurban canım..

    Gülmenin en güzeli
    Sana bakarak gülmek;
    Ölmenin en güzeli
    Sana sarılıp ölmek
    (Perde kapanır.Anlatıcı perdenin önüne gelir)
    ANLATICI :Bugün tüm şehitleri anma günümüz.Tarihin derinliklerinde yüzbinlerce şehidimiz yatıyor.Trablusgarp’ta,donarak öldükleri Alllahüekber Dağlarında,Kurtuluş savaşında, Balkanlar da ,Kore’de, Kıbrıs’ta...Hepsinin ruhları şad olsun….Ayrıca günümüzde ve son yıllarda terör örgütlerince kahpece şehit edilen kahraman subay ve askerlerimizi,polislerimizi,fedakâr öğretmenle-
    rimizi,tüm kamu görevlilerimizi ve masum vatandaşlarımızı da rahmet ve şükranla anıyoruz.Ve onların kanları ve canlarıyla bize emanet ettikleri vatanımızın emin ellerde olduğunu belirtmek istiyoruz.







  4. Bengisu
    Bayan Üye

    Cevap: İstiklal Marşının Kabulü İle İlgili Skeçler

    İSTİKLAL MARŞI’NIN KABULÜ

    KAHRAMANLAR

    Akif Bey(ERSOY)
    Albay İsmet Bey(İNÖNÜ)
    Hamdullah Suphi(TANRIÖVER)
    Hasan Basri(Balıkesir milletvekili)
    Kalem memuru
    Komisyon üyesi 1
    Komisyon üyesi 2
    Meclis Başkanı

    FON MÜZİĞİ: Fahir Atakoğlu ‘12 Mart’

    (Meclis toplantı salonu; Albay İsmet Bey, Hamdullah Suphi ve Hasan Basri Bey bir aradalar…)

    İsmet Bey: Efendiler, memleketimizin her yeri işgal altında, felaketimiz devam ediyor. Hamdolsun ki milletimiz ****netini korumakta.

    H. Suphi: İyi de paşam nereye kadar? Milletimiz yorgun, milletimiz aç! Anadolu’dan gelen haberler hiç de iyi değil. Düşman kuvvetleri halkı bize karşı kışkırtmaya başlamış.

    H.Basri: Efendim, her ne kadar halkımıza ulaşmak için çabalasak da habercilerimizin yetersiz kaldığı ortada. İşgal kuvvetleri bizi sürekli engellemeye çalışıyor. Çıkardığımız gazetelerin, bildirilerin halkımıza ulaşması engelleniyor. Bugün iki habercimiz daha şehit olmuş.

    İsmet Bey: Hakkınız var. İşte bunun için toplandık.

    H. Suphi: Fikriniz nedir efendim?

    İsmet Bey: Arkadaşlar, Anadolu’da bağımsızlık heyecanının tutuştuğu kesin. Ulusal birliği ve inancı canlı tutmamız için Anadolu’nun her yerine, milletimizin bütününe seslenmemiz şart.

    H. Basri: Ne yapabiliriz paşam?

    İsmet Bey: Milli birliği ve beraberliği ayakta tutmamız için bir ulusal marşa ihtiyacımız var.

    H. Suphi: İsabetli olur efendim.

    İsmet Bey: Peki, ulusa seslenen bir marşı nasıl bulabiliriz?





    H. Suphi: Memleketimizde birçok şair var. Bir yarışma düzenleyebiliriz. Oluşturacağımız komisyonla beğendiğimiz eserleri meclise sunarız. Bunların arasından bir tanesini yapılan oylama ile milli marş olarak kabul ederiz.

    İsmet Bey: Siz ne dersiniz Hasan Bey?

    H. Basri: İsabetli olur efendim. Pekala, bu yarışmanın ödülü ne olacak?
    (Fon müziği araya girer, bu esnada salondakiler ödülü kararlaştırırlar.)
    İsmet Bey: Pekala, o halde yarışmanın ödülünü 500 lira olarak belirledik; hayırlı olsun.

    (Fon müziği araya girer, salondakiler salonu terk eder.)
    (Salona komisyon üyeleri girer, otururlar; kapı çalınır.)

    Kalem memuru: Efendim, 734 mektup aldık.
    (Elindeki zarfları masaya bırakır ve salondan ayrılır.)
    (Fon müziği araya girer, komisyon üyeleri şiirleri incelemeye başlar.)

    H. Suphi: Arkadaşlar, o halde bu altı şiiri meclise sunalım.

    K. Üyesi 1: Efendim, bu altı şiiri seçtik; lakin bence bunların hiçbiri uygun değil.

    K. Üyesi 2: Size katılıyorum. Şiirler güzel; ancak hiçbiri tam anlamıyla ulusumuza seslenecek kadar yeterli değil.

    H. Suphi: Elimizden ne gelir ki? Fikriniz var mı?

    H. Basri: Var! Bildiğim kadarıyla Akif bey, bu yarışmaya katılmadı; halbuki kendisi usta bir şairdir.

    H. Suphi: Neden katılmadığını biliyor musunuz?

    H. Basri: Akif bey, o kadar gönlü bol, o kadar gururludur ki tahminim, yarışmaya ödüllü olduğu için katılmadı.

    H. Suphi: Ama bunun nesi var? Ulusal marşımızı yazan birisi elbette bir ödülü hak edecektir.

    H. Basri: Akif bey’in dünya nimetleri ile işi yoktur.

    H. Suphi: O halde ne yapabiliriz?

    H. Basri: Durun bakalım, bir yolunu buluruz.

    H. Suphi: Pekala, o halde sizden haber bekliyoruz. Şimdilik bu kadar, çıkabiliriz arkadaşlar.





    (Fon müziği araya girer, komisyon üyeleri salondan ayrılır. Sahneye M. Akif gelir. Oturup kitap okumaya başlar; bu esnada Hasan Basri, M. Akif’in yanına gelir.)

    H. Basri: Merhaba azizim.

    M. Akif: Oo, hoş geldin, buyur otur.

    H. Basri: Aslında işim var; ama yine de biraz oturayım.
    (H. Basri bir kağıt çıkarır ve kağıda bir şeyler karalamaya başlar.)

    M. Akif: Ne yazıyorsun?

    H. Basri: Marş, ulusal marş yazıyorum.

    M. Akif: Yahu sen nasıl adamsın? Seçilecek şiire para ödülü verileceğini bilmiyor musun? İçinde para ödülü olan bir işe nasıl katılırsın?

    H. Basri: Yarışma kaldırıldı. Seçilecek şiire ne para verilecek ne de bir ödül. Anladın mı? Hem bu konuda bana güvence verildi.

    M. Akif: Ya, o halde biz de yazalım.

    H. Basri: Neyse, bana müsaade, burada yazamayacağım. Yalnız kalsam iyi olacak; haydi eyvallah.

    M. Akif: Güle güle…
    (Fon müziği araya girer, M. Akif şiiri yazmaya başlar. Arada bir ayağa kalkar, sahnede düşünceli bir şekilde dolaşır, tekrar oturur; şiiri yazmaya devam eder.)

    M. Akif: Çok şükür, bunu da bitirdik.
    (Fon müziği araya girer, M. Akif sahneden ayrılır. Komisyon üyeleri sahneye gelir. Toplantı masasına otururlar. Kapı çalar, içeri kalem memuru girer.)

    K. Memuru: Efendim, Akif bey bu zarfı bıraktı.(Zarfı bırakır, salondan ayrılır.)

    (Komisyon üyeleri şiiri okumaya başlar, fon müziği araya girer.)

    H. Suphi: Evet arkadaşlar, fikriniz?

    K. Üyesi 1: Diyecek bir söz bulamıyorum.

    K. Üyesi 2: Mükemmel!

    H. Basri. O halde, diğer altı şiirle bunu da meclise sunalım.
    (Komisyon üyeleri salondan ayrılır, fon müziği araya girer.)
    (Meclis… H. Suphi şiirleri okumaya başlar.)





    H. Suphi: Efendiler, milli marşımızı belirlemek için yedi aday şiir belirledik. Bunları tek tek arz ederim. (Fon müziği araya girer, h. Suphi şiirleri okumaya başlar.)

    H. Suphi: Şimdi de M. Akif bey’in eseri, arz ederim. (İstiklal Marşı’nı okur.)

    Meclis Başkanı: Efendiler, yapılan oylama ile Akif bey’in “İstiklal Marşı” adlı eseri milli marş olarak kabul edilmiştir. Hayırlı olsun.

    (Fon müziği araya girer, meclis üyeleri sahneyi terk eder, M. Akif ve H. Basri sahneye gelir.)

    H. Basri: Azizim tebrik ederim, eserin meclis tarafından “Milli Marş” olarak kabul edildi. Ödülü ne yapacaksın?

    M. Akif: Ödül almayacağımı daha önce de belirtmiştim. Allah ne bana bir ödül almayı ne de bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmayı nasip etsin!


  5. Kayıtsız Üye

    Cevap: İstiklal Marşının Kabulü İle İlgili Skeçler

    İstiklal Marşı'nın kabulü adlı skeci kim yazmış?Bilgi verirseniz sevinirim

+ Yorum Gönder

istiklal marşının kabulü ile ilgili skeç

istiklal marşının kabulü skeç

istiklal marşının kabulü ile ilgili skeçler

istiklal marşı ile ilgili skeçler

istiklal marşı skeçleri

istiklal marşının kabulü skeçleri